İstanbul’un kalbi Karaköy’de, Tünel’in hemen karşısında 1878 yılından beri işleyen bir çark var. Sultan II. Abdülhamid’in baş saatçisi Johann Meyer tarafından kurulan, imparatorluktan cumhuriyete, analogdan dijitale geçişe tanıklık eden Meyer Saatçilik, Türkiye’nin en köklü markalarından biri olarak yaşamaya devam ediyor. İşte bir saraydan başlayıp, endüstriyel zaman takibine ve modern tasarıma uzanan asırlık bir mirasın öyküsü.
Zaman, her şeyi eskitir ama bazı markalar zamanı ölçtükleri için olsa gerek, ona yenilmezler. Türkiye ticaret tarihinin en nadide örneklerinden biri olan Meyer, 19. yüzyıldan 21. yüzyıla uzanan yolculuğunda sadece saat satmadı, Türkiye’nin modernleşme sürecinin, sanayileşmesinin ve estetik anlayışının da canlı tanığı oldu.
Yıldız Sarayı’nda Başlayan Serüven
Hikaye, 1843 yılında Atina’da doğan ancak çocukluğu İstanbul’da geçen Johann Meyer ile başlar. Berlin’de saatçilik eğitimi alan Johann, kaderin bir cilvesi olarak 1876 yılında bir gazete ilanıyla hayatının akışını değiştirir, Osmanlı Sultanı, sarayı için yetenekli bir saatçi aramaktadır.
Başvurusu kabul edilen Johann, 33 yaşında Yıldız Sarayı’nın baş saatçisi olur. Padişahın, şehzadelerin ve devlet erkanının en kıymetli saatleri ona emanettir. Ancak saray hayatı, sadece zarafet değil, tehlike de barındırır. Saray içindeki bir cinayet komplosuna tesadüfen şahit olan veya haberdar olan Johann, hayatından endişe ederek saraydaki görevini bırakır. Bu kaçış, İstanbul’un en köklü markalarından birinin sivil hayatta doğmasına vesile olacaktır.
Karaköy’ün Alman Saatçisi ve Padişahın Nişanı
1 Mayıs 1878’de, o dönem “Grande Rue de Galata” olarak bilinen bölgede, Karaköy Tünel çıkışının tam karşısında Meyer Saatçilik kapılarını açar. Johann Meyer’in stratejik konumu ve ustalığı, dükkanın kısa sürede İstanbul halkının uğrak noktası olmasını sağlar.
8 Yıl Süren İcat: Alaturka ve Alafranga’nın Mekanik Birleşimi
Johann Meyer, Karaköy’deki dükkanında sadece eskiyen çarkları tamir etmez, aynı zamanda döneminin en büyük mühendislik problemlerinden birine kafa yorar. O yıllarda İstanbul’da hayat iki farklı zaman dilimi arasında akmaktadır: Güneşin batışını 12 kabul eden ve her gün değişen Alaturka (Ezanî) Saat ile modern dünyanın sabit Alafranga Saati.
Bir mekanik saatin, her gün gün batımına göre değişen Alaturka saati, sabit Alafranga saat ile aynı kadran üzerinde hatasız göstermesi imkansız gibi görünmektedir. Johann, bu mekanik imkansızlık üzerine tam 8 yıl çalışır. Sonunda, karmaşık dişli sistemleri ve hassas hesaplamalarla, güneşin hareketini mekanik bir düzeneğe hapseden o eşsiz saati icat eder.
Bu mekanik namaz saati, eski patronu Sultan II. Abdülhamid’e takdim edilir. Padişah, sadece zamanı değil, gökyüzünün hareketini de okuyan bu deha ürünü karşısında etkilenir ve eski baş saatçisini “Şeref Nişanı” ile onurlandırır. Bu icat, Meyer’in sadece bir tüccar değil, zamanın matematiğini değiştiren bir usta olduğunun kanıtı olarak tarihe geçer.
Meyer Ailesinden Bayındır Ailesine: Bir Miras Devri
1914’te işi devralan oğul Emil Meyer ve 1954’te bayrağı teslim alan torun Wolfgang Meyer, markayı savaş yıllarında dahi ayakta tutmayı başarır. Ancak hikayenin en duygusal kırılma noktası 1981 yılında yaşanır.
Wolfgang Meyer, vefatından önce şirketin geleceğini, öz oğlu gibi gördüğü ve yanında yetiştirdiği Nahsen Bayındır’a emanet eder. Bu devir teslim, Meyer markasının bir yabancı sermaye olarak değil, Türkiye’nin kültürüyle yoğrulmuş yerli bir değer olarak kalmasını sağlar.
Bekçi Saatlerinden Minimalist Tasarıma
Nahsen Bayındır döneminde Meyer, sadece duvar ve cep saati üreten bir firma olmaktan çıkıp, Türkiye sanayisinin ihtiyacı olan teknolojik çözümlere yönelir. Ülkeye ilk “PDKS” (Personel Devam Kontrol Sistemleri) ve bekçi tur saatlerini getiren firma, sanayileşen Türkiye’nin zamanı yönetmesine öncülük eder.
Günümüzde ise şirketin başında Onur Bayındır bulunmaktadır. 2015 yılında hayata geçirilen “Meyer Objects” markasıyla firma, köklerindeki zanaatkarlığı modern ve minimalist tasarımla buluşturuyor. Asırlık Meyer saatleri, tarihsel dokuları korunarak restore edilirken, yeni koleksiyonlar modern mimarinin bir parçası haline geliyor.
1878’de Tünel’in karşısında başlayan o tik-tak sesi, bugün hala aynı tutkuyla, Türkiye’nin zamanını ölçmeye devam ediyor.
Berlin’den İstanbul’a, İstanbul’dan Dünyaya: Tasarımın Oskarı
Meyer’in hikayesi bir asır önce Berlin’den gelen bir ustanın ellerinde başlamıştı; 2019 yılında ise bu tarihi bağ, küresel bir başarıyla taçlandı. Markanın modern yüzü “Meyer Objects” koleksiyonunda yer alan ve Nazar Şigaher tarafından tasarlanan ikonik “Frame Clock”, tasarım dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olan German Design Award 2019’a layık görüldü.
Alman Ekonomi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından desteklenen bu ödül, markanın asırlık mirasının üzerine ne kadar güçlü bir gelecek vizyonu inşa ettiğini tescilledi. Üstelik Frame Clock’un başarısı bununla da sınırlı kalmadı, İsviçre’deki MUDAC Modern Sanat ve Tasarım Müzesi’nin 500 yıllık zaman ölçümü tarihini derlediği “Telling Time” sergisindeki 150 nadide parça arasına girerek, Meyer adını modern tasarım tarihine de altın harflerle yazdırdı.









Yanıtla