Türk savunma sanayisi, son yıllarda yerlilik oranını artırmanın ötesine geçerek, küresel ölçekte oyun değiştirici bir konuma yükseldi. Sadece kendi ordusunun ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp, dost ve müttefik ülkelere teknoloji ihraç eden bir yapıya bürünen sektörün amiral gemilerinden biri kuşkusuz Roketsan’dır. gdh Sahne etkinliğinde konuşan Roketsan Genel Müdürü Murat İkinci, kurumun gelecek vizyonunu, sahadaki tecrübelerden çıkarılan dersleri ve “Çelik Kubbe” gibi stratejik projelerin detaylarını paylaştı. Bu analizimizde, İkinci’nin açıklamaları ışığında Türk savunma sanayisinin roket ve füze teknolojilerindeki yol haritasını mercek altına alıyoruz.
Sahadan Alınan Dersler ve Değişen Savunma Doktrinleri
Ukrayna-Rusya savaşı, Karabağ zaferi ve Orta Doğu’daki son çatışmalar, konvansiyonel savaş yöntemlerinin köklü bir değişim geçirdiğini gösterdi. Murat İkinci, bu çatışmalardan elde edilen veriler ışığında savunma stratejilerinin üç ana eksende yeniden şekillendiğini vurguluyor.
Birincisi, uzun menzilli ve hassas vuruş kabiliyetidir. Tehdidi kaynağında yok etmek veya düşman unsurlarını güvenli mesafeden etkisiz hale getirmek, modern harbin en kritik unsuru haline geldi. İkincisi, katmanlı hava savunma sistemleridir. Sadece saldırmak değil, gelen tehditleri (balistik füzelerden seyir füzelerine kadar) havada imha etmek hayati önem taşıyor. Üçüncüsü ve belki de en hızlı gelişeni ise drone ve sürü teknolojileridir. İnsansız sistemlerin sürü halinde ve koordine bir şekilde saldırması, hava savunma sistemlerini sature etme (doyurma) yeteneği kazandırıyor.
Tayfun ve Atmaca: Uzun Menzilli Caydırıcılık
Türkiye’nin uzun menzilli vuruş gücü denildiğinde akla gelen ilk platformlardan biri Tayfun Balistik Füzesi’dir. İkinci’nin ifadelerine göre, Tayfun projesi sadece tek bir füzeden ibaret değil; farklı bloklardan oluşan ve sürekli gelişen bir teknoloji ailesini temsil ediyor. Özellikle Tayfun Blok-4 ile birlikte hipersonik hızlara ulaşılması ve hedefin kilometrelerce öteden nokta atışıyla vurulması hedefleniyor.
Balistik füzelerin en büyük avantajı hızlarıdır. Ancak bu hız, terminal safha denilen vuruş anında korunamazsa, düşman hava savunma sistemleri tarafından engellenme riski doğar. Roketsan, geliştirdiği teknolojilerle füzelerin vuruş aşamasında da hipersonik hızlarda kalmasını sağlıyor. Bu durum, karşı tarafın reaksiyon süresini minimuma indirerek imha olasılığını maksimize ediyor.
Diğer yandan seyir füzeleri tarafında Atmaca ve Çakır ön plana çıkıyor. Atmaca füzesinin bir denizaltı torpido kovanından kapsül ile atılması, Türk Deniz Kuvvetleri için stratejik bir güç çarpanıdır. Dünyanın en sessiz ve tespit edilmesi en zor platformlarından biri olan denizaltıların, suyun altından çıkıp yüzlerce kilometre ötedeki bir kara veya deniz hedefini vurabilmesi, düşman unsurları için hesaplanması zor bir tehdit oluşturuyor.

Seyir Füzelerinde Navigasyon Devrimi
Bir füzenin hedefini bulması, genellikle GPS gibi uydu tabanlı konumlama sistemlerine bağlanır. Ancak modern elektronik harp ortamında GPS sinyalleri kolaylıkla karıştırılabilir veya kesilebilir. Murat İkinci, Roketsan’ın en büyük yatırımlarından birinin, GPS bağımsız navigasyon sistemleri olduğunu belirtiyor.
Geliştirilen bu “ataletsel navigasyon sistemleri” ve “yeryüzü referanslı navigasyon” teknolojileri sayesinde füzeler, nerede olduklarını yeryüzü şekillerine bakarak anlayabiliyor. Füze üzerindeki sensörler, radar altimetreler ve kameralar, füzenin rotasını otonom olarak düzeltmesine olanak tanıyor. Bu sayede Atmaca ve Som gibi seyir füzeleri, denizin veya karanın sadece birkaç metre üzerinden uçarak radarlara yakalanmadan hedefine ulaşabiliyor.
Çakır Füzesi: Bir Füzeden Fazlası, Elektronik Harp Destekli Bir Teknoloji Platformu
Murat İkinci’nin açıklamalarında dikkat çeken en stratejik unsurlardan biri, Çakır Seyir Füzesi‘nin operasyonel konseptidir. İkinci, Çakır’ı sadece vuruş gücü olan bir mühimmat değil, modüler yapısı sayesinde farklı görevleri icra edebilen bir “teknoloji platformu” olarak tanımlıyor. Özellikle füzenin LIR (Elektronik Harp) versiyonuna vurgu yapan İkinci, bu varyantın harp başlığı taşımadığını, bunun yerine düşman hava savunma sistemlerini baskılamak ve köreltmek üzere tasarlandığını belirtiyor. Sürü zekasıyla hareket eden Çakır füzeleri, 5-6’lı gruplar halinde hedefe yönelirken; LIR versiyonu kendini radarda hedef gösterip düşman savunmasını üzerine çekerken veya karıştırırken, harp başlığı taşıyan diğer füzeler bu karmaşadan faydalanarak hedefe ulaşıyor. Bu “takım oyunu” yeteneği ve sürü saldırısı konsepti, Çakır’ı konvansiyonel seyir füzelerinden ayırarak, katmanlı hava savunma ağlarını delmede Türk Silahlı Kuvvetleri’ne benzersiz bir avantaj sağlıyor.

Denizaltıdan Atılan Seyir Füzeleri: Görünmez Vuruş Gücü
Stratejik derinlik açısından en dikkat çekici gelişmelerden biri, Atmaca ve Gezgin gibi seyir füzelerinin denizaltılardan atılabilme kabiliyetine kavuşmasıdır. Atmaca seyir füzesinin, bir denizaltı torpido kovanından kapsül içerisinde fırlatılması, Türk Deniz Kuvvetleri’nin vuruş gücüne çarpan etkisi yaratmıştır.
Dünyanın en gelişmiş denizaltı filolarından birine sahip olan Türkiye, bu platformların “görünmezlik” avantajını, uzun menzilli füzelerle birleştiriyor. Tespit edilmesi son derece zor olan bir denizaltının, suyun 40-50 metre altından, düşman unsurlarına hissettirmeden 200 kilometrenin üzerindeki hedeflere seyir füzesi ateşleyebilmesi, harekat sahasındaki tüm denklemleri değiştiriyor. Bu kabiliyet, düşman donanmaları ve kara hedefleri için her an her yerden gelebilecek öngörülemez bir tehdit anlamına geliyor. Ayrıca Çakır seyir füzesi gibi modüler mühimmatlar, farklı platformlara entegre edilerek sürü saldırısı konseptinde kullanılabiliyor ve hava savunma sistemlerini satüre ederek (doyuma ulaştırarak) etkisiz hale getirebiliyor.
MİDLAS: Ambargolara Karşı Geliştirilen Stratejik Esneklik ve Ölçeklenebilir Güç
Murat İkinci, Türkiye’nin deniz platformlarında karşılaştığı tedarik kısıtlamalarını ve ambargoları aşmak amacıyla geliştirilen MİDLAS’ın (Milli Dikey Atım Lançer Sistemi), sadece yerli bir fırlatma sistemi değil, aynı zamanda donanma için stratejik bir özgürlük alanı olduğunu vurguluyor. İkinci’nin ifadelerine göre MİDLAS, Türk Deniz Kuvvetleri’ne gemileri üzerindeki mühimmat yükünü operasyonel ihtiyaçlara göre dilediği gibi şekillendirme imkanı tanıyor. Şu anda HİSAR ve SİPER gibi hava savunma füzelerinin başarıyla entegre edildiği sisteme, yakın gelecekte seyir füzeleri ve hatta gemiden atılan balistik füzelerin de eklenmesi hedefleniyor. İkinci, sistemin sadece büyük tonajlı fırkateynlerle sınırlı kalmayacağının da altını çiziyor; MİDLAS’ın ölçeklenebilir mimarisi sayesinde, taktik ve portatif versiyonlar geliştirilerek küçük hücumbotlar ve insansız deniz araçları (İDA) da dikey atım yeteneğine kavuşturulacak. Bu hamle, donanmanın ateş gücünü deniz sathına yayarak asimetrik bir üstünlük sağlamayı amaçlıyor.
Çelik Kubbe: Yapay Zeka Destekli Katmanlı Hava Savunma
Saldırı kabiliyetlerinin gelişmesi, savunma sistemlerinin de evrimleşmesini zorunlu kılıyor. Türkiye’nin “Çelik Kubbe” projesi, tek bir sistemden ziyade, sensörlerin, komuta kontrol merkezlerinin ve silah sistemlerinin entegre çalıştığı devasa bir ağ yapısını ifade ediyor.
Çelik Kubbe’nin en kritik bileşeni, insan reaksiyon hızının ötesine geçen “karar destek mekanizmaları” ve yapay zeka algoritmalarıdır. Modern savaşlarda hipersonik füzeler, balistik füzeler ve sürü dronlar gibi tehditler saniyeler içinde hedefe ulaşabiliyor. İnsan operatörlerin bu kadar kısa sürede tehdidi algılaması, analiz etmesi ve uygun silahı seçmesi mümkün olmayabilir. Çelik Kubbe, gelen tehdidin türünü analiz edip, en uygun ve en “maliyet etkin” silahla karşılık verilmesini sağlıyor.
Burada “maliyet etkinlik” kavramı hayati önem taşıyor. Birkaç bin dolarlık bir kamikaze drona, milyonlarca dolarlık bir SİPER veya Patriot füzesiyle karşılık vermek sürdürülebilir bir savunma stratejisi değildir. Çelik Kubbe, tehdidin niteliğine göre Lazer Silah Sistemleri (ALKA), Sungur gibi daha ekonomik füzeler veya elektronik harp yöntemlerini devreye sokarak savunma ekonomisini de yönetiyor.
Kızıl Elma ve Gökbora: Hava Harbinde İnsansız Dönem
İnsansız hava araçları (İHA) konusunda dünyanın en büyük üreticilerinden biri olan Türkiye, bu platformları sadece keşif ve yer taarruzu için değil, hava-hava muharebesi için de kullanmaya başlıyor. Kızılelma insansız savaş uçağından yapılan testlerde, görüş ötesi hava-hava füzelerinin başarıyla ateşlenmesi, havacılık tarihinde yeni bir sayfa açtı.
Roketsan tarafından geliştirilen ve ramjet motor teknolojisine sahip Gökbora füzesi, Kızılelma’nın ana silahlarından biri olacak. İnsansız platformların en büyük avantajı, pilotun fizyolojik sınırlarına (G kuvveti vb.) takılmamalarıdır. Bu sayede, insanlı uçakların giremeyeceği riskli bölgelere girebilir ve çok daha keskin manevralar yapabilirler. Gökbora gibi uzun menzilli füzelerle donatılmış bir Kızılelma filosu, düşman unsurlarını daha tespit bile edilmeden imha etme kapasitesine sahip olacak.
Uzaya Bağımsız Erişim ve Tedarik Zinciri Gücü
Bir ülkenin tam bağımsız savunma sanayisine sahip olmasının son halkası, uzaya bağımsız erişimdir. İstihbarat, haberleşme ve konumlama uydularının, başka ülkelerin fırlatma rampalarına veya izinlerine tabi olmadan yörüngeye yerleştirilebilmesi kritik bir güvenlik meselesidir. Roketsan’ın Şimşek fırlatma araçları ve sıvı yakıtlı motor teknolojileri üzerine yaptığı yatırımlar, Türkiye’nin kendi uydularını kendi topraklarından uzaya gönderme hedefine hizmet ediyor.
Tüm bu teknolojik başarıların arkasında ise devasa bir “tedarik zinciri” yatıyor. Roketsan, 2000’den fazla alt yüklenici firmayla çalışarak, sadece bir füze fabrikası değil, bir teknoloji okulu gibi işlev görüyor. Avrupa’daki rakiplerinin aksine, Türkiye’nin sahip olduğu bu canlı, dinamik ve genç mühendislik gücü, seri üretim kapasitesinin artırılması ve yeni teknolojilerin hızla sahaya sürülmesi konusunda büyük bir avantaj sağlıyor.

Genç Mühendisler
Murat İkinci’nin konuşmasında öne çıkan en umut verici noktalardan biri de insan kaynağıdır. Roketsan’ın yaş ortalamasının 32 olması, sektörün ne kadar dinamik ve genç bir enerjiye sahip olduğunu gösteriyor. Farklı disiplinlerden (bilgisayar, elektronik, makine, malzeme) mühendislerin bir araya gelerek takım çalışmasıyla karmaşık problemleri çözmesi, Türkiye’nin en büyük sermayesi olarak görülüyor.
Geleceğe Yatırım
Murat İkinci’nin çizdiği vizyon, Türk savunma sanayisinin sadece bugünün ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp, kuantum sensörler, hipersonik teknolojiler, yönlendirilmiş enerji silahları ve ileri malzeme teknolojileri gibi alanlara yaptığı yatırımlarla geleceği de inşa ettiğini gösteriyor. Yapay zeka ile güçlendirilmiş otonom sistemler, denizaltıdan uzaya kadar uzanan geniş bir spektrumda Türkiye’nin caydırıcılığını perçinliyor. Sahadaki başarılarla kanıtlanmış (combat proven) bu sistemler, Türkiye’yi küresel savunma liginde bir “pazar” olmaktan çıkarıp, oyun kurucu bir “aktör” haline getiriyor.
Anahtar kelimeler: Roketsan, Murat İkinci, Tayfun Füzesi, Çelik Kubbe, Atmaca Füzesi, Kızıl Elma, Türk savunma sanayisi, balistik füze, seyir füzesi, İHA teknolojileri, Gökbora, Midlas, hipersonik füze, lazer silahı, Alka.









Yanıtla