Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye’nin demiryolu tarihindeki en önemli viraj olan “Milli Hızlı Tren” projesinde sona gelindiğini müjdeledi. 2025’in son saatlerini yaşadığımız şu günlerde Bakan Uraloğlu, “Önümüzdeki günlerde testlere başlayacağız” diyerek 2026 yılı başında milli gururun raylarla buluşacağını işaret etti.
Türkiye, savunma sanayisinden edindiği mühendislik kabiliyetini raylı sistemlere aktararak “ithalatçı” kimliğinden sıyrılıyor. Haber Global ekranlarında “Mesele Özel” programına konuk olan Bakan Uraloğlu, TÜRASAŞ (Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayisi A.Ş.) tarafından geliştirilen ve saatte 225 kilometre hıza ulaşacak olan Milli Hızlı Tren setlerinin prototip aşamasının tamamlandığını, dinamik test sürüşlerinin ise 2026’nın hemen başında başlayacağını duyurdu.
Milyarlarca Euroluk Tasarruf: Yerli Üretimin Ekonomik Faturası
Bakan Uraloğlu’nun açıklamaları, projenin sadece teknolojik bir prestij değil, aynı zamanda devasa bir ekonomik tasarruf hamlesi olduğunu ortaya koyuyor. Demiryolu sektöründeki ithal ikamesi stratejisinin mali boyutu şu çarpıcı verilerle özetleniyor:
- Yüksek Hızlı Tren (YHT) Setleri: Bakan Uraloğlu, uluslararası piyasada tek bir YHT setinin satın alma maliyetinin 30 milyon Euro’nun (güncel kurla yaklaşık 1 milyar TL’nin üzerinde) üzerinde olduğunu vurguladı. Türkiye’nin 2053 vizyonu kapsamında demiryolu ağını genişletmesiyle birlikte, önümüzdeki yıllarda bu setlerden yüzlerce adet ihtiyacı olacağı belirtiliyor. Bu setlerin yerli imkanlarla üretilmesi, sadece satın alma kaleminde milyarlarca Euro’nun yurt içinde kalmasını sağlayacak.
- Elektrikli Lokomotif (E5000): Benzer bir tablo yük ve anahat yolcu taşımacılığında da geçerli. Yerli olarak üretilen E5000 tipi elektrikli lokomotifin bir tanesinin uluslararası piyasa değeri 6-7 milyon Dolar seviyesinde. Seri üretimle birlikte bu maliyetler yurt içi kaynaklarla karşılanarak cari açığın kapatılmasına doğrudan katkı sunulacak.
- İhracat Kapasitesi ve Yan Sanayi: Ekonomik etki sadece “tasarruf” ile sınırlı değil. Bakan Uraloğlu, Sivas’ta faaliyet gösteren ve TÜRASAŞ ekosistemine dahil olan yerli girişimcilerin (Örn: Gök Yapı), ürettikleri vagonlarla Avrupa pazarına açıldığını ve önümüzdeki 2 yıl boyunca sipariş defterlerinin tamamen dolu olduğunu belirtti. Bu durum, Türkiye’nin sadece kendi ihtiyacını karşılayan değil, Avrupa’ya teknoloji ihraç eden bir “üretim üssü” haline geldiğini kanıtlıyor.
225 km/s Hız ve 2026 Test Takvimi
Tasarım ve prototip süreçleri tamamlanan Milli Hızlı Tren, mevcut YHT hatlarında ve yeni açılacak yüksek hızlı demiryolu koridorlarında (Ankara-İzmir, Halkalı-Kapıkule gibi) görev yapacak.
- Hız ve Kapasite: İşletme hızı 225 km/s olarak belirlenen tren, modern aerodinamik yapısı ve yerli cer sistemleri ile donatıldı.
- Kritik Takvim: 2025 yılı sonu itibarıyla üretim bandından inmeye hazırlanan trenin, 2026’nın ilk çeyreğinde ray üzerinde dinamik testlere başlaması bekleniyor.
- Seri Üretim: Testlerin başarıyla tamamlanmasının ardından 2027 yılı itibarıyla seri üretim bandının hızlanması ve TCDD Taşımacılık filosundaki yerini alması planlanıyor.
Yerli Ekosistem ile “Tam Bağımsızlık”
Projelerin başarısında, savunma sanayisinde uygulanan “paydaş yönetim modeli”nin etkisi büyük. TÜRASAŞ ana yükleniciliğinde yürütülen süreçte; ASELSAN (tren kontrol ve yönetim sistemleri), TÜBİTAK RUTE (cer motoru ve batarya teknolojileri) ve yüzlerce yerli alt yüklenici bir “takım” ruhuyla çalışıyor. Bu yapı, olası uluslararası ambargolara veya tedarik zinciri krizlerine karşı Türkiye’nin demiryolu ulaşımını güvence altına alıyor.
Anahtar Kelimeler: Milli Hızlı Tren 2026, TÜRASAŞ, Ekonomik Tasarruf, Demiryolu İhracatı, E5000 Lokomotif, Abdulkadir Uraloğlu, Yerli Üretim.









Yorumlar