TEI Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit’in yapay zeka ve elektrikli otomobiller hakkındaki açıklamaları, savunma sanayiinde güvenlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Akşit, ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN ve TEI’de yabancı elektrikli araçların kampüs içine alınmadığını açıkladı.
“Yapay Zeka Araçların Kontrolünü Ele Geçiriyor”
Akşit, yapay zeka destekli savaş simülasyonlarında ortaya çıkan bir senaryoya dikkat çekti: “Yapay zekayla savaş simülasyonu yaparsanız, yapay zeka hemen her seferinde arabaları füze olarak kullanıyor. Arabanın kontrolünü ele geçiriyor. Seni askeri birliğin kapısına çakıyor. İçinde sen varsın, yoksun, yapay zeka pek ilgilendirmiyor onu. Çok tehlikeli.”
Bu değerlendirme, modern elektrikli araçların mimari yapısıyla doğrudan ilişkili. Yüksek otonomi seviyesine sahip araçlar çok daha fazla kamera, radar, lidar ve yazılım katmanı taşıyor. Elektrikli araçlar software-defined vehicle mimarisine sahip ve sürüş, fren, direksiyon ile batarya yönetimi büyük ölçüde yazılım ve drive-by-wire üzerinden kontrol ediliyor.
Drive-by-Wire Nedir ve Neden Risk Taşıyor?
Drive-by-wire, direksiyon, fren ve gaz gibi mekanik bağlantıların yerini elektronik sinyal ve yazılım kontrolünün aldığı bir sistem. Bu mimari, aracın daha hassas kontrol edilmesini ve otonom sürüş özelliklerinin entegrasyonunu kolaylaştırıyor. Ancak aynı zamanda aracın dışarıdan bir müdahaleyle kontrol edilebilme potansiyelini de beraberinde getiriyor.
Savunma kampüslerinde yabancı elektrikli araçların yasaklanmasının arkasında üç temel risk faktörü bulunuyor: araçların sensörleriyle çevrenin haritalanması, uzaktan kontrol edilebilme ihtimali ve yazılımın üretici firmanın kontrolünde olması. Bağlantılı her araç risk taşıyor ancak savunma sanayisinde öncelik en yüksek tehdit vektörüne veriliyor.
Elektrikli Araçlar Neden Öncelikli?
Akşit’in açıklamalarında dikkat çeken bir nokta, tehdidin yalnızca elektrikli araçlarla sınırlı olmaması. Bugün içten yanmalı motorlu araçlarda da ileri sürücü destek sistemleri (ADAS) yazılımı bulunuyor ve bu araçlar da benzer riskler taşıyabiliyor. Ancak elektrikli araçlar, mimarileri gereği çok daha fazla sensör ve yazılım katmanı barındırıyor. Sürüşten frenlemeye, direksiyon kontrolünden batarya yönetimine kadar neredeyse tüm kritik fonksiyonlar yazılım üzerinden çalışıyor. Bu da elektrikli araçları daha geniş bir saldırı yüzeyine sahip hale getiriyor.
TEI Genel Müdürü’nün elektrikli araçlara yoğun olarak değinmesinin nedeni de burada yatıyor: Elektrikli araçlar, yazılım tanımlı mimarileri nedeniyle yüksek otonomi seviyesine en hızlı geçiş yapan platformlar. Bu nedenle savunma sanayisinde öncelikli tehdit değerlendirmesine tabi tutuluyorlar.
Tesla Sentry Mode Örneği
Tesla’nın Sentry Mode özelliği, bu tartışmanın somut bir örneği olarak öne çıkıyor. Araç park halindeyken kameralar ve sensörler aracılığıyla çevresini sürekli izleyen ve kaydeden bu sistem, sahibine güvenlik sağlarken aynı zamanda aracın çevresini yoğun şekilde gözlemlemesi anlamına geliyor. Savunma kampüsleri gibi hassas bölgelerde park eden bir aracın çevresini sürekli kaydetmesi, tesis güvenliği açısından değerlendirilmesi gereken bir durum. Benzer şekilde, otonom sürüş yazılımları araçların çevresini haritalandırıyor ve bu veriler üretici firmanın sunucularına aktarılabiliyor.
“Yerli Araçlara İzin Veriyoruz”
Akşit, uygulamanın yalnızca yasaklamayla sınırlı olmadığını da belirtti: “Yerlilere izin veriyoruz, yazılımı da kontrolü de bizde.” Bu yaklaşım, savunma sanayisinde yerli ve milli yazılıma sahip araçların kullanımının teşvik edilmesi anlamına geliyor. Türkiye’nin yerli otomobili Togg’un yazılım altyapısının yerli olması, bu kapsamda stratejik bir avantaj olarak değerlendiriliyor.
Not
Bu haberimizi destekleyici fotoğraf veya video kaydınız varsa lütfen iletişim sayfasında yer alan bilgileri kullanarak bizimle paylaşınız.










Yanıtla